Türkiye'den gelen misafir işçiler 60 senedir Almanya'da:"Gelecek uzun sürecek"

Asli Erdogan

"İnsanın içi yavaş yavaş buz tutuyor": Aslı Erdoğan sürgünde, Berlin 2021.

(Foto: Regina Schmeken)

Gazeteci-Yazar Can Dündar, günümüzde Türkiye'den çok farklı nedenlerle gelen insanları anlatıyor. İste, Aslı Erdoğan'ın öyküsü.

Can Dündar

Die deutsche Übersetzung des Beitrags finden Sie hier.

1.SAHNE: İSTANBUL. 2016

Bir Ağustos günü geldiler. Saat 15.00'ti... Apartman sarılmış, çevre çatılara keskin nişancılar yerleştirilmişti. Maskeli, çelik yelekli, 20 küsur adam, kapıyı şortla açan kadının göğsüne otomatik tüfek dayadı. "Ne oluyor" demesine fırsat vermeden küçük kapıdan içeri girip eve dağıldılar. 7 saat evi aradılar. Kütüphanedeki 3 bin 500 kitabın sayfa aralarını teker teker taradılar. Dehşet içinde onları izleyen kadını gece 22.00'de karakola götürdüler.

Info

Can Dündar (60) Cumhuriyet gazetesinin genel yayın yönetmenliğini yapıyordu. Türkiye'nin Suriye'deki islamcılara silah gönderdiğini ortaya koyan bir haberden sonra ajanlıktan ve Cumhurbaşkanı'na hakaretten hakkında dava açıldı. 2016'da Almanya'ya geldi. Halen Berlin'den yayın yapan #ÖZGÜRÜZ Radyo'nun yayın yönetmeni.

Kadın, bir araştırmada, "Geleceğe kalacak 50 yazar" arasında adı sayılan Aslı Erdoğan'dı. Evi basanları çok korkutacak bir şey yapmıştı: Yazmıştı. Devletin acımasız operasyonlarında yargısız infaz edilen kadınları, çocukları, gençleri yazmıştı. Aynı soyadını taşıdığı Cumhurbaşkanı, "Bazı kitapların bombadan bile tesirli olabileceği" inancındaydı.

Terör örgütü liderlerinin yargılandığı suçlardan ömür boyu hapsi isteniyordu

Karakolda tutuklanmayı bekleyen yığınla insan arasında üç gün geçirdikten sonra, 20'li yaşlarında bir hâkim, sırıtarak açıkladı kararını: "Örgüt üyesi olmak, örgüt propagandası yapmak, halkı kışkırtmak suçlarından tutuklanmasına..."

Terör örgütü liderlerinin yargılandığı suçlardan ömür boyu hapsi isteniyordu. Aslı, hapishaneye götürülüp 10 gün tecride kapatıldı.

MUCİZEVİ MANDARİN KİTABINDAN :

"Yaşlı ve çirkin bir mandarin, karşılığını parayla ödeyeceği zevk gecesi için olağanüstü güzel, ama taş kalpli bir fahişeye gitmiş. Sabaha karşı, yaşlı adamın uykuya dalmasını fırsat bilen genç kadın, soyguncu dostlarını çağırmış. Ne var ki mandarin, tilki uykusundan fırladığı gibi olanca gücüyle karşı koymaya, dövüşmeye başlamış. Haydutlar hem kalabalık, hem de işinin ehliymiş. Onu kolayca köşeye sıkıştırmışlar. Ancak ne kadar vururlarsa vursunlar, bu zayıf, çirkin bedende yara açılmadığını, can alıcı darbelerin iz bırakmadığını görmüşler. Bıçaklarını, kılıçlarını çekmişler, ama en keskin bıçak, en acımasız kılıç bile mandarine hiçbir şey yapamıyormuş. Sonunda korkup kaçmışlar. Dövüşü izleyen kadın, yaşlı adamın mucizevi gücünden etkilenmiş, bir kez daha, bu sefer aşk adına sevişmek istemiş. Onu hayranlıkla, arzuyla, şefkatle okşamaya başlamış. Gelgelelim güzel kadının her dokunuşunda mandarinin bedeninde yeni bir yara beliriyormuş; dövüşün, darbelerin, bıçakların, kılıçların açtığı yaralarmış bunlar... İçten bir ilgi ve şefkat görene dek gizli kalmışlar. Sonunda mandarin, kanlar içinde kadının kollarında yığılmış, ölmüş."

Türkiye'den gelen misafir işçiler 60 senedir Almanya'da: undefined
(Foto: SZ-Grafik)

2.SAHNE: OSNABRÜCK. 2017

Alman Kitap Basım ve Yayıncıları Derneği ile Osnabrück Belediyesi, Aslı Erdoğan'a Erich Maria Remarque Barış Ödülü'nü verdi. Yazar, 132 günlük hapislikten sonra salıverilmiş, ancak yurtdışına çıkışı yasaklanmıştı. Ödülü verenler, Cumhurbaşkanı'na mektup yazıp Aslı'ya izin verilmesini istediler. Şaşırtıcı bir şekilde hemen pasaport verildi ve "terör suçlusu", bir anda kendini Almanya'daki ödül töreninde buldu. Açılış konuşmasında Alexander Skipis şöyle dedi: "Biz refah dolu yaşamımızda gerçek, adalet, barış gibi değerler için bazen hatalı tutum içindeyken Aslı Erdoğan, bu değerler için hayatını riske attı. Özgürlük ve barış için gösterdiğiniz çabanın önünde saygıyla eğiliyorum".

Bu sözler, Aslı'nın içinde "ilgi ve şefkat görene kadar gizli kalmış yaralar"ı kanattı. İstanbul'da darbelerin, bıçakların, kılıçların açtığı yaralar, Osnabrük'te gözyaşlarına dönüştü. Kendisini ayakta alkışlayanlara ağlayarak şunları söyledi: "Yaşadığım acı ve aşağılanmayı hala üzerimden atamadım. Normal hayata dönmekte zorlanıyorum. Polis baskını korkusundan intiharı bile düşündüğüm oldu. 'Ödün vermedin' diyorlar, ödün vermeyen ben değilim, edebiyattır."

alsi gefängnis türkisch

Aslı Erdoğan, 29 Aralık 2016'da Bakırköy cezaevinden çıkarken.

(Foto: OZAN KOSE; afp/AFP)

3.SAHNE: FRANKFURT. 2017

Aslı, törenden sonra ülkesine geri dönmedi. Bunu planlamamıştı. Üç günlük bavulla, evde penceresini açık bırakıp gelmişti. Ama yakınları onu dönmemeye ikna etti. Almanya PEN'in bursuyla Frankfurt'a yerleşti. Beraat ettiğinde de kararını değiştirmedi.

Ömrünün 13 yılı yurtdışında geçmişti; kovulmaya, dışlanmaya, seyyahlığa, sürgünlüğe alışkındı. Daha 24 yaşında, gencecik bir fizikçi olarak Cern'deki Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi'nde, dünyanın seçkin fizikçileri arasında, günde 14 saat çalışırken yazı, onu delirmekten kurtarmış, ilk öykü kitabı "Mucizevi Mandarin"i, o koşullarda yaratmıştı. Ertesi yıl Deutsche Welle'nin öykü yarışmasında birinci olmuş, öyküsü, 9 dile çevrilmişti. Hapse girdikten sonra da edebiyat dünyası ona sahip çıkmış, hapiste ödüle boğmuştu.

Karakterlerinin çoğu, nereye gitse sürgünde olan, limansız yolculardı. İşte şimdi, 50'li yaşlarında, yarattığı kahramanların kaderine ortak olmuş, bir metaforun gerçeğe dönüşmesiyle kendini sürgünde bulmuştu. Hayatı boyunca hep trajedilerden beslenmiş, onları yazıya dönüştürmüştü. Onunki, "yaranın edebiyatı"ydı. Okuru bir "Taş Bina"ya hapseder, yaranın içine çeker, ama avutmazdı. Şimdi, yıllardır yazdığı yaraların en derinini bizzat yaşama zamanıydı.

dündar/erdogan

Can Dündar ve Aslı Erdoğan.

(Foto: schmeken)

4.SAHNE: BERLİN. GÜNÜMÜZ

"Almanya yaşaması kolay bir ülke... Sorunları konuşarak halledebiliyorsun. Gece polis korkusu olmadan uyuyabiliyorsun. Ama ben, trajik geçmişi olan biriyim. Trajediyi severim. Burada o yok. Drama yok. Her şey normal... Sense bir refah toplumunda acılar içindesin. İnsanın içi yavaş yavaş buz tutuyor. Edebiyat, yüreği donmuş insanın buzunu bile çekiçle kırar gibi kırabilir; ama benim önce kendi buzlarımı kırmam gerekiyor.

İçimde açılan yarayı cümlelere dökecek gücü henüz bulamadım. Bunu yapabilen çok az yazar olduğunun da farkındayım. Özellikle toplama kampı edebiyatını çok okudum. Ne büyük kalemlerin, bu konuya gelince tökezlediklerini gördüm. Primo Levi gibi çok sevdiğim yazarların çoğu intihar etmişti. Bugüne kadar her kopuş, bende bir tıpayı açmıştır. Bu kez açmadı. Beni cezaevi değil, sürgün susturdu.

Sürgün sise benziyor. Sisi anlatmak zor

Sürgün çok acı bir deneyim. Cezaevi taş gibi; somut, anlatımı kolay. Sürgün ise sise benziyor. Sisi anlatmak zor... Kötü, çamurlu bir suya yavaşça batma hissi... İnsanı içten içe, yavaş yavaş yiyor. Sürgünün yazar için en zor yanı, diline uzak düşmesi... Bir anlamda dilinden de sürülüyorsun. Burada, Türkçedeki ustalığımı yitirdiğimi hissediyorum.

Uzun süredir cezaevi, polis arabası kâbusları görüyordum. Sonra öğürmeler başladı. Hafızam zayıfladı. Geçen sene aniden bağırsağım durdu, hastaneye kaldırıldım. Milyonda beş kişide görülen, ölümcül bir bağışıklık sistemi hastalığım çıktı. Doktorlar, cezaevinin, bu güne kadar teşhis konmamış bu hastalığı tetikleyip azdırdığını söylediler. Ağır bir tedavi görmem gerekiyor. Cezaevinden sonra bir şeyden korkmam sanıyordum, ama bundan korkuyorum.

"Türkiye'ye dönüş umudunu kaybettim. Boş yere umutlanmak da işkence... Yazıya, yazara hınçları bitmiyor. Çok ağır bir baskı rejimi var; milyonlarca insanın hayatı, sistematik bir şekilde karartılıyor. Ayrıca daha önce suçsuz olduğuma karar verilmesine rağmen bu Haziran'da davam yeniden açıldı. Şöyle ya da böyle sonu gelecek, ama ben görebileceğimi sanmıyorum. Erdoğan gitse bile Türkiye'nin toparlanması 10 yıl alır. Bense fazla vaktim kaldığını sanmıyorum. Uzun vadeli planlar yapmam gerçekçi olmaz. Althusser'in sözünü değiştirerek söyleyeyim: 'Gelecek uzun sürecek'.

Zur SZ-Startseite
Türkische Väter

Türkiye'den gelen misafir işçiler 60 senedir Almanya'da
:Bir anne, iki baba, bir bebek

Gazeteci-Yazar Can Dündar, Türkiye'den son dönemde çok farklı nedenlerle Almanya'ya gelen göçmenleri anlatıyor.

Lesen Sie mehr zum Thema

Süddeutsche Zeitung
  • Twitter-Seite der SZ
  • Facebook-Seite der SZ
  • Instagram-Seite der SZ
  • Mediadaten
  • Newsletter
  • Eilmeldungen
  • RSS
  • Apps
  • Jobs
  • Datenschutz
  • Kontakt und Impressum
  • AGB