Die deutsche Übersetzung des Artikels finden sie hier.
30 Ekim 2021 tarihinde, Türkiye'den yüzbinlerce "misafir işçi" nin Almanya'ya gelmesini sağlayan sözleşmenin 60. yıldönümü kutlanacak. Son dönemde ise insanlar çok farklı nedenlerle Türkiye'den geliyor - siyasi ve toplumsal nedenlerle... 2016 yılından itibaren kendisi de sürgünde yaşayan gazeteci Can Dündar, "Die Neuen/Songelenler" yazı dizisinde bu göçmenlerin altısını tanıtıyor.
Ali, 15 Temmuz 2016 Cuma gecesi, Grindr'da partner arıyordu. Bora ile eşleştiler. Onlar birlikteyken dışarda tuhaf şeyler oluyordu: Tanklar kentte yürüyor, asker köprüyü kesiyor, Türkiye korkunç bir darbe girişimi yaşıyordu. Henüz bilmedikleri şey, o gece hem kendilerinin, hem Türkiye'nin kaderinin değişeceğiydi.
Ali, sanatçıydı. Deneysel sanat yapıyordu. Türkiye'de Kürt, Alevi, gay kimliklerinden biri bile, dışlanmak için yeterliyken Ali'de üçü biraradaydı.
Bora, yatırım danışmanıydı. Beyaz yakalıların tapınağı sayılan bir gökdelende çalışıyor, iyi kazanıyordu. Örgütlü olması sayesinde homofobik saldırılardan korunabilmişti.
Bir gecelik diye başlayan ilişkileri ilerledi. Şehirde bombalar patladığından beri insanlar sokaktan çekilmiş, darbenin ardından gelen baskılar, bir korku iklimi yaratmış, hukukun askıya alınmasıyla yatırımcılar ürküp kaçmış, Ali'nin de Bora'nın da işleri zora girmişti. Ali, nicedir aklında gezdirdiği fikri, o aşamada Bora'ya açtı: "Neyimiz varsa satıp Almanya'ya gidelim. Sen orada işine devam edersin, ben sanatımı yaparım. Hem birlikte daha rahat yaşarız."
İstanbul tükenmişti. Onlara ne iş veriyor, ne hayat hakkı tanıyordu. Oysa Berlin, alternatif yaşamlara açık bir kültür şehriydi. Ali, orada sanatının değerini bilecek insanlarla buluşabileceğini umuyordu. Berlin'de bir üniversiteye doktora başvurusu yaptı. Kabul gelir gelmez Bora'ya da bir dil kursu ayarladılar. Neleri varsa satıp tek bavulla, Kasım 2017'de Berlin'e geldiler.

ALİ:" Türkiye bana 'git' demişti. O yüzden vedalaşmak kolay oldu. Almanya'ya umuda gelmiştik, ama işler umduğumuz gibi gitmedi. Paramız olduğu halde kiracı seçen evsahipleri yüzünden uzun süre ev bulamadık. Projelerimi sanat merkezlerine yolladım; red cevabı bile gelmedi. Dokuz fona başvuru yaptım, hepsi reddedildi. Kendi mekânımı açmayı denedim; pandemi nedeniyle kapattık. Yaşamaya geldiğimiz rüya çökmüş, İstanbul'dan sonra Berlin de hayal kırıklığı olmuştu. Artık kendi yeteneğimi sorgulamaya başlamıştım. Ama zamanla burada da sistemin yeni gelenlere karşı içe kapalı olduğunu, kollarını açmış gibi yaptığı halde yenileri dışladığını fark ettim."
Ama Almanya, Ali ile Bora'ya, hiç ummadıkları başka bir kapı açtı. Onlar gelmeden bir ay önce eşcinsel evlilik yasallaşmıştı. Biraz da oturum izni alabilmek için evlenmeye karar verdiler. Aileleri Türkiye'de onlar için heteroseksüel düğün hayalleri kuradursun, onlar sade bir törenle aile oldular. Bu evlilik, Bora'nın Almanya'da "eş durumundan" kalmasını sağladı.
Sokakta öpüşmek, içki almak şimdi kolay. Kariyerleri mi? Bitti...
BORA: "Sevindik, ama tuhaftı aslında... 'Heteroseksüel çiftler evlenebilsin mi' diye oylama yapılmıyor. Bize gelince yaptılar. Üstüne bir de Corona döneminde queer'ler, 'parti yapıp salgını yayıyorlar' diye şeytanlaştırılınca bizim için çok da bir şey değişmediğini fark ettim. Burada mutluyum, ama 'Buranın beteri var' diye de minnettar olamıyorum".
Ali, Türklerin işlettiği bir sanat kurumunda evrak işi yapmaya başladı. Bora, bir Türk restoranda garsonluk işi buldu. Türkiye'den farklı olarak sokaklarda özgürce öpüşebiliyor, içkilerini marketten korkmadan alıyorlardı, ama kariyer olarak İstanbul'daki hayatlarının da gerisine düşmüşlerdi.
İşte o anda,bir peri kondu hayatlarına: Bir bebek...
Ali, hep çocuk sahibi olmak istiyor, taşıyıcı annelik sitelerine bakıyordu. Kıbrıs'ta, Gürcistan'da bunun ticaretini yapanlar vardı. Aracı kurumlar, 30 bin Euro karşılığında katalogdan anne seçtiriyor, 9 ay sonra sperminizden doğan bebeği teslim ediyordu. Ancak Ali'nin istediği böyle bir şey değildi:
ALİ: "Çare düşünürken bir gün Facebook'ta bir 'Co-parenting' (ortak ebeveynlik) sitesi gördüm. Ebeveyn olmak isteyenler ilan veriyordu. Üye oldum, ama mesaj yazmaya utandım. Bir ilan verenin yorumlar kısmına not bırakıp beklemeye başladım."
"Ortak ebeveynlik", kiralık anne" seçeneğinden farklı olarak doğacak bebeğin, gay çiftle ve annesiyle birlikte büyümesi formülüne dayanıyordu. Böylece "çekirdek aile" genişliyor, bebeğin bir annesi, iki babası oluyordu. Ali, tam da Bora ile tanıştıkları tarihte, 2020'nin 15 Temmuz'undabir mail aldı. Bir anne adayı, görüşmek istiyordu.
LİA: "38 yaşındayım. Bir terapi merkezim var. Ben de hep anne olmak istiyordum, ama ilişkilerim çocuk yapmaya uygun değildi. Önce sperm bağışıyla hamilelik düşündümse de 'bekaranne'lik bana göre değildi. Başıma bir şey gelirse çocuğum yalnız kalsın istemiyordum. Arkadaş çevremden biriyle ya da bir kadınla çocuk yapmayı düşünürken 'ortak ebeveynlik'i keşfettim. İdeal bir eşleşmeydi: Onlar çocuk sahibi olamıyor, ben 'yalnız anne' olmak istemiyorum. Siteye girince pek çok eşcinsel erkeğin ilanını gördüm. Ali'nin profil fotoğrafı çok sempatikti, sanatçıydı. Eşcinsel olduğunu, eşiyle birlikte çocuk sahibi olmak istediklerini yazmıştı. Samimi geldi bana... 'Buluşalım' dedim."

16 Temmuz Perşembe günü saat 14.00'te, Rosenthalerplatz'da buluştular. Bora, Fransa'da tatildeydi; Ali yalnız gitti. Lia, muhtemel babanın Türkiyeli olduğunu orada öğrendi, ama önyargısı yoktu. İki tarafın da beklentileri, şartları netti. Ali samimiyetiyle etkiledi Lia'yı... Ayrılırlarken ikna olmuştu. Dönerken metroda gözünden iki damla yaş aktı: Biri klasik çekirdek aile modeline veda ettiği için; diğeri, sevinçten, anne olacağı için...
Bora, dönüşte Lia ile Mauer Park'ın ikinci el eşya pazarında tanıştı. O da Lia'dan hoşlanmıştı. Artık üç kişilik bir aile olmuşlardı.
BORA: "'Birbirini hala seven, iyi geçinen,boşanmış çiftler gibi, birlikte, ama ayrı evlerde yaşayacağız' diye karar verdik. Onlardan farklı olarak travmatik bir ayrılık geçmişimiz de yoktu. Bizi birbirimize ebeveynlik bağlayacaktı. Bebek, hafta içi günlerin yarısını bizde, yarısını annede geçirecekti, hafta sonları birlikte olup ona 'anne-babalı aile' duygusu yaşatacaktık. Herkes için ideal formüldü bu..."
LİA: "Anneme söyledim önce... Anlayışla karşıladı. O da hep 'yalnız anne' olmayı hayal ederdi; onun hayalini gerçekleştirmek bana kısmet oldu. Babam biraz daha romantiktir, bebek yapma kararıma çok sevindi: 'Babaları iki gay' deyince sarsıldı biraz, ama alıştı sonra...Arkadaşlarım da durumu normal karşıladı. Sadece bir tanesi, 'Hiç romantik değil' dedi."
Bir Ağustos gecesi rüyasında bir kız çocuk gördü.
Sıra bebeği yapmaya gelmişti. Lia'nın yumurtlama dönemi yaklaştığında, Ali eczaneden bir tahlil bardağı ve şırınga aldı. Lia, evde bacaklarını havaya dikip spermleri içine şırınga etti. Bunu 5 gün boyunca tekrarladı. Bir Ağustos gecesi rüyasında bir kız çocuk gördü. 8 gün sonra bir Pazar günü Bora'yla test yaptılar. Sonuç: Pozitifti. Sevinç içinde Ali'yi aradılar.
ALİ: "Türkiye'de tatildeydim. Sahilde tek başıma içiyordum. Telefonda test sonucunu gösterip 'Baba oluyorsun' dediler. Saatlerce tek başıma ağladım. Sonra sahildeki barın sahibine gittim. 'Baba oluyorum, bari seninle kutlayalım' dedim. Bir kokteyl yaptı, şerefe içtik."
LİA: "Hamilelik dönemim sakin geçti. Ali ve Bora, çoğunlukla Rudow'daki evimde kalıyorlardı. Çok destek oldular. İşten eve geldiğimde yemeğim hazır oluyordu. Sigarayı bıraktılar. Türkiye'den bebek bakım kitapları getirtmişlerdi, sürekli okuyorduk. Her ay birlikte kontrole gittik. 19 Mayıs'ta sancılar artınca hemen hastaneye koştuk."
BORA: "Doğuma giremem diyordum, ama girdim. Gözlerim doldu. Göbek bağını da ben kestim. Sonra Lia, Alin'i kucağımıza verdi. 'İşte bebeğimiz' dedi."
Ali, ailesini arayıp bir bebeği olduğunu müjdeledi. Sevindiler, ama -belki de alacakları cevaptan çekindikleri için- nasılını sormadılar. Tek tatsızlık, bebeğin kaydını yaptırmak için gittikleri Türk konsolosluğunda yaşandı. Görevli ters davrandı. Ali, çocuğun dinine "islam" yazdırmak istemeyince tatsızlık büyüdü. Binayı öfke içinde terk ettiler.
Lia, yazı dizimiz için bunları anlatırken Alin, pusetinde huzur içinde uyuyor, arada uyanırsa ya "papa"sı Ali ya da "papi"si Bora onu alıp gezdiriyor ya da altını değiştiriyordu. Lia, onları sevgi dolu gözlerle izlerken ilişkilerini şöyle özetledi: "iki+bir değiliz, üç ebeveyniz. Ebeveynlik biyolojik değil, duygusal bir bağdır".

"Yarın evlenirseniz ne olacak" diye sordum. "'Papa' ile 'papi'ye bir de sosyal baba eklenecek" dedi. Şimdi Türkçe öğreniyormuş. Ekim'de hep birlikte Türkiye'ye gidip ailelerle tanışacakmış. Belki tabular nedeniyle, nineler, dedelerle hep birlikte bir sofrada buluşup kutlama yapamaycaklar, ama Alin'i babalarının toprağıyla tanıştıracaklar. Yazları Türkiye'de geçirmek niyetindeler; Ali ve Bora, bu rejim değişene dek, daha fazlasını düşünmüyor.
Onlardan ayrılırken "20 yıl sonra Alin bu yazıyı okuduğunda ne hissedecek acaba" diye düşündüm. Tanıştığım, sadece Almanya'ya "Songelenler"in yeni bir örneği değil, göçmen&Alman ortak ailesinin en son modeliydi aynı zamanda...
(Not: Ali-Bora-Lia ve Alin, kahramanlarımızın asıl isimleri değildir.)
